MÜCADELE DİŞLERİNİN ARASINDA

Doğuştan spastik özürlü olmasına rağmen Oğuz MUCURLUOĞLU, hiçbir zorluk karşısında pes etmemiş. Doğumunun ilk günlerinde geçirdiği sarılık hastalığı ve doktor ihmali neticesinde ellerini ve ayaklarını 34 yıldır kullanamayan MUCURLUOĞLU’ nun hayatı başarılarla dolu. “Özürlüdür, okuyamaz” diyerek, ilkokula almak istemeyen eğitimcilere inat ilk, ortaokul ve liseyi başarıyla bitiren MUCURLUOĞLU, Gazi Üniversitesi Çevre Bölümü ve Anadolu Üniversitesi AÖF Halkla İlişkiler Bölümü’ nden mezun olmakla yetinmemiş, bir de AÜ AÖF İşletme bölümünden ekstra devam etmekte. Dişlerinin arasına sıkıştırdığı kalemle 20 yıldır yazı yazan MUCURLUOĞLU ”DİNLE KARDEŞİM” adlı kitabını okurlara sunmuş…
BOZO: OĞUZ MUCURLUOĞLU BİRAZ BİZE KENDİNİZDEN BAHSEDER MİSİNİZ?
1972 Ankara doğumlu olup doğumumdan sonraki ilk 40 gün içerisinde geçirdiğim sarılık nedeni ve doktor ihmali sebebiyle; ellerini ve ayaklarını kullanamayan Spastik özürlü birisiyim. İlköğretimimi Halide Edip Adıvar İlkokulu’nda bitirdim. Engelli oluşum nedeniyle öğrenimime 9 yaşımda başladım. Ortaokul ve liseyi Çankaya Lisesi’nde okudum. Ortaokul ikinci sınıfındayken karnemi Özel Başarı Belgesiyle aldım. Ortaokul iki ve üçüncü sınıfındayken Amerikan Kültür Derneği’nde burslu İngilizce kursu da aldım. Sertifikam olmasına karşın, temel bilgileri biliyor olsam da yetersizim. Bu konudaki eksikliğimi şimdilerde, TÖMER’den eğitim alarak gidermeye çalışmaktayım. Aynı yıllar okul bünyesindeki Bilgisayar Eğitimleri kursuna katılarak Basic Programlama Dili Başarı Sertifikası aldım. Şimdilerde ek olarak sertifikasız Windows, Word, Power Point, Photoshop ve birçok program ile Internet’i rahatlıkla kullanabilmekteyim. Eğitimimde bugün, Gazi Üniversitesi Çevre Bölümü ve A. Ö. F. Halkla İlişkiler Bölümü mezunuyum. Ayrıca şuan, Anadolu Üniversitesi’nin İşletme Bölümünde ekstern öğrenciyim. 1994’de, Gazi Üniversitesi Çevre Bölümü’nü kazandığım yıl, kadrolu belediye işçisi de oldum. Ve ’94’ten bu yana kamu görevlisiyim.
BOZO: OKUL YILLARINIZDA NE GİBİ ENGELLERLE KARŞILAŞTINIZ?
Benim zorluklarım her öğrencinin yaşadığı genel zorluklardı. Çünkü, durumum nedeniyle çekebileceğim tüm zorlukları annem bertaraf ediyordu. Ve böylece, bana sadece öğrencilik yapmak kalıyordu. Eğer beklediğiniz cevap; bazı şeyleri yapamamam noktasındaki sıkıntılarsa, ben onları hiç olumsuzluk olarak görmedim. Benim yaşamımın bana sundukları dışında hiçbir imkânsızlığa haset ederek hırsla bakıp isyankâr olmadım. Bana sunulanı lütuf kabul edip büyük bir mutlulukla kucaklarken, sunulmayanı kıskanmayarak sevgi dolu tebessümle karşıladım.
BOZO: KİTAP YAZMAYA NASIL KARAR VERDİNİZ?

’80’li yılların sonlarına kadar mektup dahi yazamayan ben, Günlük tutmaya başlayarak yazın dünyasına girmeye başladım. ’97 yılında İskenderun Rotary Kulübü’nün özürlüler için düzenlediği kampın davetlisiydim. Kamp sonrasında, görüş ve düşüncelerimizi içeren bir yazı istediler. 2 sene üst üste kampa katılarak, kamp sonrası duygularımı anlatan hikâyeler yazdım. Yazdığım o öyküler, benim yazın hayatıma hız kattı. Çünkü o denemelerimin ardından; ’99 yılı Ocak-Haziran aylarında um:ag Vakfı’nda burslu olarak Yazarlığa Hazırlık ve Felsefe-Yazın İlişkisi seminerlerine katıldım. Aldığım başarı sertifikalarından sonra kendimi kâğıtlara ve kalemlere adadım.
BOZO: KİTABINIZ ÇIKARKEN KİMLERDEN DESTEK ALDINIZ?
İlk kitabım olan Dinle Kardeşim yapıtının çıkması için geçirdiğim yolculukta beni yalnız bırakmayan; akrabalarıma, yakın çevreme, İskenderun ve Ankara’daki Rotary ailesine, Um:ag Vakfı ile Saygıdeğer öğretmenlerine, sevgili Cezmi Ersöz abime, Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyatı Bölümü Başkan Yardımcısı Dr. Süha Oğuzertem abime, öykü yazarı Ali Balkız hocama, fotoğraf çalışmaları için Mehmet Turgut’a, web sitemi can-ı gönülden yapan Ümit Hatay abime, koşuşturmalarımda destek ve yardımlarını bir an bile esirgemeyen Özgür Turan ve Ayşe Doğan dostlarıma teşekkürlerimi sunuyorum. Sağ olsunlar. Var olsunlar.
Ayrıca her şeyden öte ve önce, bu kitabı adıyor olduğum anneme sonsuz sevgilerimle teşekkür ediyorum.
BOZO: ŞUANA KADAR KAÇ DERGİDE YAZILARINIZ YAYINLANDI?
Net olarak sayı vermem mümkün değil ancak, yazın dünyasında gerçekten saygın isimlere sahip birçok dergide öykülerim yayınlandı. Özürlüleri içeren Sevgi Çemberi dergisinde fahri muhabirlik ve İskenderun’daki bir öğrenci gurubunun çıkardığı yerel Lâl dergisinde sayfa yazarlığı yaptım. Daha sonra; zaman zaman Evrensel Kültür, Pencere, Ardıçkuşu, Külöykü ve diğer bazı dergilerde hikâyelerim yayınlandı. Varlık dergisinde de öykülerimin değerlendirildiğini; 2002 Şubat sayısında, İbrahim Yıldırım’ın eleştirilerinin olduğu metinde adımın yer aldığını görünce öğrendim. Bu değerlendirmenin motivasyonumu arttırdığını belirtmeden geçemeyeceğim.
BOZO: ÜNİVERSİTE YILLARINIZDA 2 KEZ ÖZEL BİR GÜN DÜZENLEMİŞSİNİZ. BİRAZ BUNDAN BAHSEDER MİSİNİZ?
Tabi. Üniversite yıllarımda ilki olmak üzere iki kez ‘Özel Bir Gün’ adı altında ‘sevgi’ günü düzenledim. Birincisi, kişisel bir aşkın sunumuydu. O zamanlar ilgi duyduğum kız arkadaşımın hayaliydi, sahneye çıkmak. Ben sadece onun hayalini gerçeğe taşıdım. Sınıf arkadaşlarım sağ olsunlar, bana güvenerek sonuna kadar destek olup yardımlarını hiç esirgemediler. İkincisi ise, siyasi bir çalışmanın aktivite kısmıydı. Yine bir grup arkadaşımın yanımda olması ve önceki programın getirdiği deneyimle ortaya çıkartabildim. Her ikisinden de olumlu geri dönüşler aldım. Elbirliğiyle çalışıp, birlikte olarak, ortaya güzel bir şeyler sunmanın oluşturduğu kendine güven ve hazzı inanılmaz güzel bir duygu.
BOZO: OĞUZ BEY, BİRDE BELGESEL SİNEMA FİLMİNİZ VAR. BELGESEL 'AĞ' FİLMİNİZDEN BİRAZ BAHSEDER MİSİNİZ?
Bu soruya en güzel cevabı yönetmen Sinan İpek verecektir. Onun ifadeleri şöyle: “2006 yılı başında yaptığım ve başta ‘iz tv’ olmak üzere birkaç kanalda gösterilen “AĞ” isimli belgesel; 44. Antalya Altın portakal Film Festivalinde, ön elemeleri geçerek ilk 15’e girdi… Film bir belgesel olmasına rağmen anlatım biçimi olarak şiirsel bir üslup kullanıyor. Belgelemek kaygısından çok hissettirmek istedim çünkü. Parmağımı insanlara uzatıp da ders vermek istemedim. Sadece onlara bir takım şeyleri hissettirmek, duyurmak istedim. Bunu da başardım sanıyorum. Bu film aynı zamanda bir annenin, bir kadının, bir genç kızın öyküsü. Yanlış yapılan bir evliliğin kurbanı, özürlü bir evlat annesi… Ama o kadar dirençli ve o kadar iyimser ki… O kadar açık kalplilikle anlatıyor ki öyküsünü… Meral Hanım’ı her tanıyan sevecektir, eminim. Pek çok insan tanırım ki sokakta bir özürlü gördükleri vakit garip duygular yaşarlar. Bu yaşadıkları duyguya bir isim veremezler. Acıma mı? Garipseme mi? Haline şükretme mi? Bu duyguları yaşıyoruz, çünkü onlara alışkın değiliz. Tabii, bir sokağın köşesinde aniden karşımıza çıktıklarında şaşırmamız da normal. Çünkü onları az görüyoruz... Çünkü onlar fazla sokağa çıkmıyorlar. Böyle olunca da onları tanıma şansını baştan kaybediyoruz. Benim bu filmi yapmamın nedeni biraz da buydu… Yani, onları içeriden göstermek istedim. Ne yapıyorlar? Günlük hayatlarını nasıl geçiriyorlar? Eğer sürç-ü lisan ettiysem affola… Ama toplumumuzda nahoş kabul edilen şeyleri gizleme eğilimi vardır. Bizim “günlük hayat” dediğimiz şey onlar için kimi zaman büyük bir maceraya dönüşebiliyor. Düşünün ki evdesiniz, yapacak bir iş yok. Mutfağa gidip buzdolabını falan karıştıracaksınız. Ne sıkıcı bir iş! Vasat. Ama aynı şeyi Oğuz ve onun gibiler yapamıyor. “Ah, biri gelse de şu buzdolabındaki pudingden yesem” ya da “Ah biri gelse de dışarı çıkıp biraz hava alsak”... Bunlar daha en basit istekler… Ya daha ciddi olanlar? Banyo yapmak? Tuvalete gitmek? Bu konuya hiç girmeyelim isterseniz… Hayır, girelim. Ben bunları göstermek istedim. Bir de onlara bakmak zorunda olanlar var? Onların özgürlüğü de özürlüler kadar kısıtlı, belki de daha fazla… Her neyse, bunları göstermek istedim. “Bir şeyler yapmalı, toplum bu insanların yükünü paylaşmalı” diye düşündüm. Gösterebildiğime inanıyorum. Filmde anlattığım Oğuz benim yeğenim. Onun ne hınzır ve şakacı bir insan olabildiğini size nasıl anlatayım? Onların da insan olduğunu anlamamız ve kabullenmemiz gerekiyor. Ama bunun için de onlarla karşılaşmalı, onlarla arkadaş olmalı, onlara alışmalıyız bence.”
BOZO: VE TOPLUMSAL SORUNLARA DEĞİNECEK OLURSAK, SPASTİK ENGELLİLER NE GİBİ ZORLUKLARLA KARŞILAŞIYOR?
Artık bunlar sadece biz özürlüler tarafından bilinmekte değil. Herkes biliyor engellilerin ne gibi zorluklarla karşılaştıklarını. Çünkü; avaz avaz bağırdık herşeyi. Ama biraz fazla bağırdık. Gerçi çok da iyi oldu. Şimdi kime sorsanız, adını sormuşsunuzcasına en az birkaç tane sıralayabiliyor sakatların sorunlarını. Fakat, farkında olmadan da sıkıntılarımızı bu şekilde insanlara karşı biraz yavanlaştırdık gibi geliyor bana. Çözümsüzlükte üstüne biniyor olunca, ister istemez klişeleşmiş, sıradan bir hale dönüşüyor bunlar. Bu yüzden alışıla gelmiş bilgileri, tekrar ifadelendirerek; okuyanları anlama özürlü durumuna koymak istemiyorum.
BOZO: ENGELLİLER EĞİTİM ALANINDA NE GİBİ SIKINTILARLA KARŞILAŞIYOR?
Uzmanlık alanımın çok dışında olduğu için, söyleyeceklerim gündemi takip edenlerden pek farklı olmayacaktır. Bu yüzden herkesin bildiği başlıkları yineleyerek bir kez daha söylemem, tereciye tere satmaktan öteye geçmeyecektir. Ancak, şunu bariz bir biçimde ortaya koymaktan çekinmeyeceğim: Eğitim düzeyimizi yüksek göstermek adına, ismine ‘diploma’ dediğimiz şatafatlı kâğıtlardan bonkörce dağıtmak üzere, bu konuda sarf ettiğimiz çabayla, sıkıntılarımıza sıkıntı eklerken, oluşan çarpıklıklar yüzünden eğitim kalitemizi düşürmekteyiz kanımca.
BOZO: ENGELLİLERİN SAĞLIK HİZMETLERİNDEKİ ULAŞIM NE DURUMDA?
Özellikle vurguladığınız sağlık hizmetlerindeki ulaşımı bir kenara geçici olarak koyup, alabildiğine genel anlamda bakın! Hangi bir ulaşımımız sizce adam gibi? Hadi gelin ulaşım konumuzu tam olarak kaldıralım vitrine… Ve olabildiğince geniş bir yelpazeyle yasalarımıza bakalım! Yasalarımızın hangi maddesi gerçekten elle tutulabilir halde? Daha çook fırın ekmek yemek lazım, çok.
BOZO: VE SON OLARAK ANNE MERAL İPEK'E SORMAK İSTİYORUM. SİZ OĞLUNUZLA BERABER NE GİBİ ENGELLERLE KARŞILAŞTINIZ?
Sağlıklı insanların bile zor yaşadığı bu ülkede, bir özürlü annesi olarak ne anlatabilirim ki? Sağlıklı bir insana göre katmerli zorluklar çektim! Çok mücadele ettim. Oğuz’la benim hayatım bir bütündür. Bu hayatta ya Oğuz'la insanca yaşayacaktım, ya da ben sorunsuz bir yaşam sürecektim… Oğuz ve ben hayatlarımızı birleştirip bir bütün yaptık. Ve bu şekilde yaşamayı başardık. Şu bir gerçek ki, devlete çok iş düşüyor. Bizler, yani hepimiz; ülkemizin sosyal bir devlet olmasını istiyoruz.
Hazırlayan: Gamze BOZO